Yükleniyor...
Risale-i Nur
Dil

مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِ Mâkabliyle şu sıfatın nazmını iktizâ eden sebeb şudur ki: Şu sıfat, rahmeti ifade eden mâkabline neticedir. Zîrâ kıyâmetle saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve ni‘metin ni‘met olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır. Evet, saadet-i ebediye olmasa, en büyük ni‘metlerden sayılan aklın, insanın kafasında yılan vazîfesini görmekten başka bir işi kalmaz. Kezâlik, en latîf ni‘metlerden sayılan şefkat ve muhabbet, ebedî bir ayrılık düşüncesiyle en büyük elemler sırasına geçerler. Suâl: Cenâb-ı Hakk’ın her şeye mâlik olduğu bir hakîkat iken, burada haşir ve cezâ gününün tahsîsi neye binâendir?

Elcevâb: Şu âlemin insanlarca hakir ve hasîs sayılan bazı şeylerine kudret-i ezeliyenin bizzât mübâşereti azamet-i İlâhiyeye münâsib görülmediğinden, vaz‘ edilen esbâb-ı zâhiriyenin o gün ref‘iyle, her şeyin şeffaf parlak iç yüzüyle tecellî edip, Sâni‘ini, Hâlik’ını vâsıtasız göreceğine işarettir.

( يَوْمِ ) ta‘bîri ise, haşrin vukūunu gösteren emarelerden birine işarettir. Şöyle ki: Saniye, dakika, saat ve günleri gösteren haftalık bir saatin millerinden birisi devrini tamam ettiği zaman, behemehâl ötekiler de devirlerini ikmâl edeceklerine kanâat hâsıl olur. Kezâlik, yevm, sene, ömr-ü beşer ve ömr-ü dünyâ içinde ta‘yîn edilen ma‘nevî millerden birisi devrini tamam ettiğinde, ötekilerin de -velev uzun bir zamandan sonra olsun- devirlerini ikmâl edeceklerine hükmedilir. Ve kezâ, bir gün veya bir sene zarfında vukūa gelen küçük küçük kıyâmetleri, haşirleri gören bir adam, saadet-i ebediyenin haşrin tulû‘-u fecriyle, şahsı, bir nev‘ hükmünde olan insanlara ihsân edileceğine şübhe etmez.

( د۪ينِ ) kelimesinden maksad ya cezâdır, çünki o gün hayır ve şerlere cezâ verilecek bir gündür. Veya hakāik-i dîniyedir. Çünki hakāik-i dîniye o gün tam ma‘nâsıyla meydana çıkar ki, dâire-i i‘tikādın, dâire-i esbâba galebe edeceği bir gündür.