Mektub 51

Sayfa 137

[51]

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Sizin leyâl-i aşr olan mübârek, geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk, rahmet ve keremiyle ve hıfz ve himâyetiyle ve tevfîk ve hidâyetiyle, Risâle-i Nûr’un tab‘ ve intişârına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın tevâfuklu tab‘ına sizleri muvaffak eylesin, âmîn!

Sâniyen: Risâle-i Nûr’un bir hulâsası olan Âyetü’l-Kübrâ ve Hizb-i Nûriye’nin bir hulâsatü’l-hulâsası hükmünde otuz üç Kelime-i Tevhîd’in namaz tesbîhâtında eskiden beri okuduğum ve Risâle-i Nûr’un ekser hakîkatleri namaz tesbîhâtında inkişâf etmesiyle hayâlim fazla tevessü‘ ederek, o otuz üç Kelime-i Tevhîd her birisini kâinatın bir tabaka-i mahlûkâtının lisân-ı hâliyle söylediği o kelimeyi ben o lisân ile söylüyorum gibi, o küllî lisân-ı hâl benim cüz’î lisân-ı kālimin aynı olur. Ben, kemâl-i zevk ile okuyorum. Size de sûretini gönderiyorum. Benim şüphem kalmadı ki: تَفَكُّرُ سَاعَةٍ ilâ-âhire sırrını taşıyan Hizb-i Nûriye’nin on, on beş dakika zarfında bu hulâsatü’l-hulâsası dahi aynı sırrı taşıyor. Arabî bilmeyenler Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen birkaç def‘a ikisine

Sayfa 138

baksa, tam anlayacak. Bunu ben yirmi dört saatte bir def‘a, ya sabah namazının tesbîhâtında veya başka vakitte en ziyâde usandığım ve sıkıntı zamanında okuyorum. Bana ulvî bir inşirâh verir, usancı izâle eder. Münâsib gören Âyetü’l-Kübrâ ve Hizb-i Nûriye’nin âhirinde yazabilir. Eğer Meyve ve Huccetullâhi’l-Bâliğa eski hurûfla tab‘edilse onların âhirinde yazılsa münâsib olur. Ma‘nidârdır ki, Âyetü’l-Kübrâ ve Risâle-i Nûr’un ekser hakîkatleri, Ramazân’da ve namaz tesbîhâtında zuhûru gibi, bu hulâsatü’l-hulâsa, aynen Ramazân’da ve tesbîhâtta zuhûr etti.

Sâlisen: Bugünlerde haber aldım ki, hey’et-i vekîle, benim nüfûsumu Kastamonu’dan alıp Emirdağı’na nakletmeye karar vermişler. Anlaşılıyor ki, Risâle-i Nûr’a ve talebelerine ilişmeye bahâne bulamıyorlar. Yalnız ehemmiyetsiz şahsıma ehemmiyet veriyorlar, kayıt altına alıyorlar. Ben de sizi bütün kuvvetimle te’mîn ediyorum ki, ben rûh u cânımla, onların Risâle-i Nûr ve talebelerine ilişmeye bedel, bana ilişmelerini iftihâr ile kabul ediyorum. Güyâ başka yerlerde birden bana iltihâk ediyorlar ve men‘ine çâre bulamıyorlar. Fakat burada tam çâre bulmuşlar zannedip böyle muâmele oluyor. Siz hiç müteessir olmayınız. Benim bu vazîyetim, Risâle-i Nûr’un ve şâkirdlerinin fütûhâtlarına bir vesîledir. İnâyet-i merhamet-i İlâhiye, hakkımda ehl-i dünyânın haksızlıklarını büyük bir hayra çevirecek kanâatindeyim. Zâten mesleğimizde zaman, mekân sohbetimize ma‘ni olamaz. Şarkta,

Sayfa 139

garbda, hattâ âhirette, berzahta olsa da berâberiz. Meselâ, berzahta Hâfız Alî (rh), hergün ma‘nen yanımızdadır. Bu hakîkata binâen sûrî ayrılmaya, hattâ ölüme ehemmiyet vermemeliyiz.

Râbian: Medrese-i Nûriye kahramanlarından Marangoz Ahmed’in bülbülü, gül fabrikasının mübârek gülcü kâtibinin bülbülünü tasdîk etmesi pek latîf olmuş. Zâten baharda umûm kuşlar nâmına nebâtât kāfilelerinin erzâk-ı hayvâniyeyi getirmelerine karşı bülbüller bir hatîbdir ki, onları, kuşlar nâmına alkışlıyor. Risâle-i Nûr’un kuşlar tarafından alâkadârlıkları içinde elbette yine başta bülbül görünmek lâzım geliyordu ki, göründü.

Safranbolulu muhlis, metîn kardeşimiz Mustafa Usman, buradaki kardeşlerime bir iki mektûb gönderdim diyor. Mektûbların cevabını alamadığından telâş etmiş. Telâş etmesin. İhtiyâta binâen ve Isparta vâsıtasıyla muhâbereye i‘timâden ona ayrı mektûb yazılmamış, merâk etmesinler. Kastamonulu kardeşlerimiz de telâş etmesinler. Nüfûsumun buraya nâkli, Kastamonu ve onlarla alâkamı gevşetmez, bilakis daha kuvvetli beni onlarla bağlıyor. Ben, ekser vakitte hayâlen ve ma‘nen kendimi Kastamonu’nun mübârek dağlarında ve o kardeşlerimin yanında buluyorum.

اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي

Kardeşiniz

Saîdü’n-Nûrsî

Sayfa 140

[52]

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim ve Hakîkî Vârislerim,

Bayram tebrîklerine âit çok mektûbları aldım. Her birine cevab vermeye vaktim, hâlim müsâade etmiyor. Her bir mektûbu, çok kardeşlerimi temsîl ederek bir hâs kardeşimiz yazmış. O mektûblarda, tebrîkten başka bazı ehemmiyetli noktalar da var. Beni mesrûr, minnetdâr eyledi.

Ezcümle: Gül ve nûr fabrikası nâmına Husrev’in tebrîk mektûbu, beni sevinçle ağlattırdı. Zâten Husrev’in mümtâz bir hâsiyeti budur ki, şimdiye kadar bana gelen bütün mektûblarının hiç birisi beni incitmiyor. Elîm zamanlarda da yumuşak geliyor, rûhumu okşuyor. Bu cihette dahi ona şahsım i‘tibârıyla çok minnetdârım. Hulûsî-i sânî Sabrî’nin, malûm kardeşleri hesâbına tebrîknâmesi beni derinden derine sevindirdi. O hâs kardeşimizin takdîr ve tahsîn noktasında ileri olması, Husrev ve Hasan Feyzî hakkında çok güzel takdîrâtı, beni cidden müferrah eyledi. Hasan Feyzî’nin Denizli şâkirdlerinin hesâbına tebrîki dahi onun yüksek irtibâtını, kuvvetli alâkasını gösteriyor.

Kastamonu fedakârları nâmına Kastamonu’nun Husrev’i ve Rüşdü’sü olan Feyzî ve Emîn’in tebrîkli mektûbu ve Feyzî’nin malûm hâdisede hiçbir endişe verecek bir hâl

Emirdağ Lahikası - 1
  • [51]

    بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

    اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

    Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

    Evvelâ: Sizin leyâl-i aşr olan mübârek, geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk, rahmet ve keremiyle ve hıfz ve himâyetiyle ve tevfîk ve hidâyetiyle, Risâle-i Nûr’un tab‘ ve intişârına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın tevâfuklu tab‘ına sizleri muvaffak eylesin, âmîn!

    Sâniyen: Risâle-i Nûr’un bir hulâsası olan Âyetü’l-Kübrâ ve Hizb-i Nûriye’nin bir hulâsatü’l-hulâsası hükmünde otuz üç Kelime-i Tevhîd’in namaz tesbîhâtında eskiden beri okuduğum ve Risâle-i Nûr’un ekser hakîkatleri namaz tesbîhâtında inkişâf etmesiyle hayâlim fazla tevessü‘ ederek, o otuz üç Kelime-i Tevhîd her birisini kâinatın bir tabaka-i mahlûkâtının lisân-ı hâliyle söylediği o kelimeyi ben o lisân ile söylüyorum gibi, o küllî lisân-ı hâl benim cüz’î lisân-ı kālimin aynı olur. Ben, kemâl-i zevk ile okuyorum. Size de sûretini gönderiyorum. Benim şüphem kalmadı ki: تَفَكُّرُ سَاعَةٍ ilâ-âhire sırrını taşıyan Hizb-i Nûriye’nin on, on beş dakika zarfında bu hulâsatü’l-hulâsası dahi aynı sırrı taşıyor. Arabî bilmeyenler Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen birkaç def‘a ikisine

Item 1 of 4