Mektub 495

Sayfa 428

[495]

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Hadsiz şükrolsun ki, Risâle-i Nûr’un Haremeyn-i Şerîfeynce makbûliyetine bir alâmet şudur ki: Denizli kahramanı Hâfız Mustafâ, İstanbul’dan aldığı Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ ve Siracü’n-Nûr’u -ki Hindistân ulemâsına gönderilecekti- onları alıp yolda bazı hâcılara okutup, berâber Medine-i Münevvere’de Keşmîr’li, gāyet meşhûr bir âlim ve Türkçe de güzel bilen zâta teslîm etmiş. O zâtın da çok takdîr edip kat‘î te’mînât ile Hindistân ulemâsının merkezine göndereceğini ve Medine-i Münevvere’ye mahsûs olan mecmûalar da yetiştiğini ve sâir yerlere de gönderilen mecmûalar selâmetle yetiştiğini, Denizli’li Hâfız Mustafâ’ya berâber arkadaş olup ve yolda nûrları okuyarak giden hem genç, hem Nûrcu iki Afyonlu hâcı ve başka hâcılar, bu müjdeli haberi bana getirdiler ve hâriçte Risâle-i Nûr’un ehemmiyetli revâcını ve makbûliyetini müjdelediler. Yalnız Câmiü’l-Ezher’e gidecek üç mecmûadan Zülfikār burada kaldı, gönderemedik, ikisi gitmişler. Bunun hikmeti şudur ki: Zülfikār ilmî bir geniş derstir. Âlem-i İslâm’ın Medrese-i Kübrâ’sı olan Câmiü’l-Ezher’e ders sûretiyle göndermek münâsib olmadığı gibi, hem orada kolera

Sayfa 429

hastalığının istilâsıyla elbette Zülfikār, lâyık olduğu dikkat-i nazara bu sırada alâkadârâne mazhar olamayacaktı.

Sâniyen: Risâlei’n-Nûr’un erkân-ı esâsiyesinden Hulûsî-i evvel ve Hulûsî-i sânî gayet güzel ve samîmî iki mektûblarını aldım. Bin Bârekallâh dedim. Ve nûrun kıymetdâr nâşirleri ve santralleri ve nûr postacısı olan Alî Osman ve Çilingir Alî ve mübârek vâlidesi Sâniye ve Abdülbâki’nin bir mektûblarıyla dört Mecmûa-i Nûriyeyi buraya hediye olarak göndermişler, aldık. Onların harfleri adedince Erhamü’r-râhimîn onlara rahmet ve onlardan râzı olsun. Âmîn. Ve sıddîk Süleymân, Sabrî, Alî, Osmân, Alî Çilingir, Ahmed’in hem Eğirdir Nûrcuları nâmına bizi görüp, hem bizim bedelimize de onlara ve o havâlîdeki kardeşlerimize benim yerimde ziyâret etmeleri ve onlara ve o yerlere iştiyâkımı ve selâmımı teblîğ etmeleri, beni ve bizi çok sevindirdi. Mâşâallâh, Allâh râzı olsun, dedirtti. Ve Risâlei’n-Nûr’un pek eski bir şâkirdi olan merhûm Semerci Hüseyin Efendi’nin vefâtı, bizi mahzûn eyledi. Cenâb-ı Hakk ona binler rahmet eylesin. Âmîn. Ve akrabasını da benim bedelime ta‘ziye ediniz. İnşâallâh o da Hasan Feyzî ve Hâfız Alî’nin nûrânî menzillerine gitti.

Çilingir Alî ve muhterem vâlidesi Sâniye ve Abdülbâkî ve Alî Osmân’ın gönderdikleri dört mecmûayı, ben hediyelerinin mukābili tam vermesem kabul edemediğimden ve kabul ettiğim ekser hediyelere de, ya nûrları veya mübârek bir şeyi veya fiyatı mukābil

Sayfa 430

verdiğim ve hediyelerin kabulüne mecbûr olduğum zaman ona mukābil bazı kitablarımı veriyordum. Şimdi bu dört büyük mecmûanın mukābili ise böyle düşündüm ki, onları gönderenlerin hesabına olarak dâima okumak için mühim yerlere hediye gibi vereceğim ki, her vakit onlara sevâb kazandırsın. Defter-i hasenâtlarına hayırları yazdırsınlar.

Sâlisen: Safranbolu kahramanı Mustafâ Usman buraya geldi, görüştük. Hakîkaten tam ve hâlis ve sebâtkâr ve muktedir Nûrcu bir kardeşimiz olduğunu anladık. Cenâb-ı Hakk onun emsâlini çoğaltsın. Sart istasyonunun şefi Mehmed Yayla’nın başına gelen hâdisenin ehemmiyeti yoktur. Cenâb-ı Hakk onu muhâfaza etsin. Merâk etmesin, büyük bir musîbetten kurtulmuş. Karye-i irfân talebeleri nâmına tebrîk yazan Mehmed Esad’ın Risâle-i Nûr’un o havâlîde ne derece kıymetdâr telakkî edildiğini gösteren mektûbunun bir parçasını Lâhika’ya geçirmek için size gönderdim. Fakat ta‘dîle, tashîhe vakit bulamadım, siz tashîh edebilirsiniz. Hem Eskişehir’in perde altında hizmet eden Hasan Feyzî’si ve zü’l-cenâheyn şeyhzâde hâfız ve vâiz Abdullâh Toprak’ın bazı dostlarına yazdığı mektûbunun işâret olunan parçası Lâhika’ya geçmek üzere gönderdik. İki seneden beri fevkalâde nûrlara ehemmiyetli hizmet eden Na‘lbant Mustafâ’yı Cenâb-ı Hakk iki cihânda mes‘ûd eylesin. Âmîn.

Sayfa 431

Râbian: Ahmed Feyzî’nin uzun mektûbunun başında yazılan benim mektûbumu Lâhika’ya ve arkadaşlara göndermesi münâsibdir. Hattâ size zahmet olmasın diye, ta‘dîl edilen Ahmed Feyzî’nin uzun mektûbuyla hem Lâhika’ya, hem arkadaşlara göndermek tensîbinize havâle ettim. Münâsib gördüğünüz yere gönderebilirsiniz. Umûma selâm ve Medresetü’z-Zehrâ’nın faâliyetine ve muvaffakiyetlerine binlerce Bârekallâh deriz.

اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي

Kardeşiniz

Saîd Nûrsî

Not: Kusûra bakmayınız, dört kalem birbirine yardım edip ancak yazabildiler.

*

* *

[496]

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Nûrun ehemmiyetli kahramanlarından, nûrun ehemmiyetli mecmûalarını Mekke-i Mükerreme’ye götürüp, gāyet büyük bir Hindli Âlim Ahmed Alî Şimşirî’ye teslîm edip, hem Hindçe tercüme etmeye ve Hind’e de göndermeye te’mînât alan kardeşimiz Hâfız Mustafâ’ya binler Bârekâllah ve Mâşâallâh ve Es‘adekallâh deriz. Medresetü’z-Zehrâ, Mekke-i Mükerreme’deki o büyük zâtla muhâbere etsin. Adresi şudur: Mekke-i Mükerreme’de Babü’s-Selâm’da Ahmed Alî Şimşirî diye mektûb yazabilirsiniz.

Emirdağ Lahikası - 3
  • [495]

    بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

    وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

    اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

    Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

    Evvelen: Hadsiz şükrolsun ki, Risâle-i Nûr’un Haremeyn-i Şerîfeynce makbûliyetine bir alâmet şudur ki: Denizli kahramanı Hâfız Mustafâ, İstanbul’dan aldığı Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ ve Siracü’n-Nûr’u -ki Hindistân ulemâsına gönderilecekti- onları alıp yolda bazı hâcılara okutup, berâber Medine-i Münevvere’de Keşmîr’li, gāyet meşhûr bir âlim ve Türkçe de güzel bilen zâta teslîm etmiş. O zâtın da çok takdîr edip kat‘î te’mînât ile Hindistân ulemâsının merkezine göndereceğini ve Medine-i Münevvere’ye mahsûs olan mecmûalar da yetiştiğini ve sâir yerlere de gönderilen mecmûalar selâmetle yetiştiğini, Denizli’li Hâfız Mustafâ’ya berâber arkadaş olup ve yolda nûrları okuyarak giden hem genç, hem Nûrcu iki Afyonlu hâcı ve başka hâcılar, bu müjdeli haberi bana getirdiler ve hâriçte Risâle-i Nûr’un ehemmiyetli revâcını ve makbûliyetini müjdelediler. Yalnız Câmiü’l-Ezher’e gidecek üç mecmûadan Zülfikār burada kaldı, gönderemedik, ikisi gitmişler. Bunun hikmeti şudur ki: Zülfikār ilmî bir geniş derstir. Âlem-i İslâm’ın Medrese-i Kübrâ’sı olan Câmiü’l-Ezher’e ders sûretiyle göndermek münâsib olmadığı gibi, hem orada kolera

Item 1 of 4