47
(Hulûsî’nin bir fıkrasıdır)
Bir hâdise münâsebetiyle bir dostuna yazmış. Esâsen siyâset anlamadığım bir iş. Şunun bunun âmâline hizmet, menfûrum. Zilletle yaşamak, tahammül edemediğim hâllerdir. Felillâhilhamd Allahımız bir, peygamberimiz bir, kitabımız bir, dinimiz bir, -ilâ âhirihî-; bu bir birler, bizde yekdiğerimizi Allah için sevmek kaydını sağlamlaştırmakla beraber; rûhî, kalbî, ebedî, lâyemût bir birlik te’mîn etmektedir.
Hamd ve şükür olsun, mü’miniz. Hayatta tesâdüf edeceğimiz binlerle musibet ve acılara مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ gibi çok müessir bir devamız var. Yine idrâk ediyoruz ki, bu dârda vazîfeleri nihâyet bulanlar için, ebedî, mev‘ûd bir hayat başlıyor. Biz de bu yolun yolcusu ve bu hânın misafiri ve bu fabrikanın muvakkat bir amelesi olduğumuz için, er-geç o kafileye iltihâk edeceğiz.
Kısa, müz‘ic, dağdağalı, elemli, hüzünlü, firâklı ve ancak o sermedî hayatın mezraası olan bu fânî ve kararsız âlemde başlayan garazsız, ıvazsız, pervâsız ve kimsenin arzusuna tâbi‘ olmadan, sırf hasbî ve ciddî, hâlis ve muhlis arkadaşlığımızın meyvesini o her türlü saadeti câmi‘ hayatta idrâk edeceğiz.
Ümid ve îmân gibi pek âlî bir sermayemiz var. Hoca Efendi Hazretlerinin âlî tavsiyeleri: “Beş vakit namazını ta‘dîl ile vaktinde kıl. Yani başka ibâdete gücün yetmez. Namazın nihâyetindeki tesbîhleri yap. Yani başka zikri yapamadım diye teessüf etme. Yedi kebâiri terk et. Çünki sağāiri arayacak zamanda değiliz. İttibâ‘-ı sünnet et. Zîrâ bu zamanda arkasından gidilecek ve harekâtı taklîde değer, saf, hâlis ve muhlis bir hâdî ki, (o da seni yine bu yola götürecektir) maalesef bulamayacaksın. Belki bu yola çıkaracaklar var. Fakat kömürle elması kim fark edecek? Öyle ise sen çalış, ondan daha iyi kılavuz bulamazsın.” Derslerinden birindeki, her vakit zikrettiğim مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ şifâ-bahş vecîzesi hatırımızda varken, şübhesiz her musibet ve her elem hoş karşılanacaktır.
Azîz kardeş,
Zaman olur ki her şey, herkes, her muâmele kalbi incitiyor. Fakat işte tiryâkı: فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Her zaman söylüyorum: Biz bu fânî hayat için dostluk yapmıyoruz. Bu kısa hayata vedâ‘ etmek, indimizde ve i‘tikādımızda ebedî bir hayatın mukaddemesidir. Öyle ise müteessir olmayalım. Nice ki, o hayata başlamadık. İşte mürâsele ile muvâsalayı te’mîn edelim. Allah’a güvenelim. Ondan meded dileyelim.
Hulûsî
(48)
(Hulûsî’nin bir fıkrasıdır)
Maddeten uzak düşen bu bîçâre talebenizi yakından temsîl eden Hâfız Sabrî Efendi ile diğer zevâtın nûrlar hakkındaki ihtisâsları, çok kıymetli ve yüksek ve lâyıklı bir sûrette ifade edilmiştir. Bu mektubunuzda Muallim Cudi’nin kasîdesi münâsebetiyle buyurduğunuz vecîzeyi burada tekrara münâsebet geldi. وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَت۪ى وَلٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَت۪ى بِمُحَمَّدٍ güzellik yazılarımızda değil, belki i‘câz-ı Kur’ân’dan olan nûrlu Sözler ve Mektubât’a âittir. Her ferd-i mü’min, derece-i fehim ve zevkine göre, aslında güzel olan bir şeyi ta‘rîf eder. Acz ve fakrdaki lezzet ve şefkat ve tefekkürdeki ulviyet, hakîkaten hiçbir şey ile kābil-i kıyâs değilmiş.
Hâl-i âlem müsâid olsa da, hazîne-i hâssa-i Kur’ândan çıkararak ta‘bîr-i âlînizce dellâllığını yaptığınız elmasları çok gözler görse! Görse de, sarhoşlar ayılsa, mütehayyirler kurtulsa, mü’minler sevinse; mülhidler, kâfirler, müşrikler îmâna, insafa, dâire-i akla gelseler! Bu mes‘ud ve ulvî neticeyi bizlere idrâk ettirmesini eltâf-ı İlâhiyeden tazarru‘ ve niyâz ediyorum. Âmîn.
Muhterem Üstâd,
Allâh-ü Zülcelâl Hazretlerine ne kadar müteşekkir olsanız yeridir. Acz ve fakr kisvesiyle girmeye muvaffak olduğunuz esrâr-ı Kur’ânın hâs hazinesinin, gözler görmemiş, kulaklar işitmemiş cevherleri görüyor ve me’zun olduğunuz