Mektub 327

Sayfa 407

Bu ma‘nevî ve îmânî hakîkat âdetâ tecessüm etti. Müteellim ve muzdarib olan aʻsâbıma merhem ve ilaç oldu. Bu ince hissiyâtımı birden ihtâr edildi ki: “Sana mahsûs bu ince hissini kaleme al. Belki senin gibi bazı bîçârelere bir fâidesi olur.” diye ben de kaleme aldım.

Sâniyen: Kahraman Tâhirî’nin gönderdiği Hizb-i Kur’âniye ve Nûriye’yi aldık.

اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي

Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ eden kardeşiniz

Saîdü’n-Nûrsî

(327)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelân: Bu ciddî zamanda sizinle mulâtafe nev‘inde konuşmak istediğimden, aynı günde latîf, ma‘nîdâr tevâfuklardan birkaç taneyi beyân ediyorum. Dünkü gün Zekâî’nin Asâ-yı Mûsâ’sının tashîhini bitirirken, acele ve tashîhsiz yazdığı için çok yoruldum. Eski talebelerce ma‘lûm bir kāideye binâen mahtûmâne isterim dedim. Ve Küçük İbrâhîm’in gönderdiği Zülfikār’ın tashîhine başladım. Dedim “Bir talebe kitabını bitirse ve başkasına başlasa, bizce bir ziyâfet vermek” kāidesine binâen

Sayfa 408

müftehâne bekledim. Birden on dokuz gün evvel, Hasan Âtıf’ın bir parmak kalınlığında bir tek dalda, on dokuz tane portakal, yeşil yaprağıyla berâber On Dokuzuncu Söz ve Mu‘cizât-ı Ahmediye’ye dâir On Dokuzuncu Mektûb ve İsm-i A‘zamın on dokuz harfi ve بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ in on dokuz harfindeki sırr-ı a‘zamını, bu portakal dalı keremkârâne gösterdiği aynı vakitte, Kastamonu’da Âsiye’nin pek ciddî Nûrcu arkadaşları olan Zehrâlar, bir ay evvel gönderdikleri elmalar teberrükü gibi, aynı vakitte portakala tevâfuk edip elimize geçtiği gibi, aynı vakitte dokuz gün evvel aynı Zehrâlar, güyâ benim hastalık harâretimi görüyorlar gibi, sevdiğim üryânî nâmındaki erik kurusunu hoşaf için gönderdiği o üryânî, elma ve portakala tevâfuk edip, aynı vakitte elimize geçti. Ben de bu latîf ve tatlı tevâfukâttan ferâhlandım. Gönderenlere çok selâm ve duâ edip, Bârekallâh diyerek o tevâfuk hâtırı için kabul ettim.

Sâniyen: Size evvelce bir derece meâlinde iki parça gönderilmişti. Birisi, benim başımda levha hükmünde ehemmiyet kesb ettiği, biri de buraca lüzûmlu olmasından, belki size de fâidesi olur diye leffen iki fıkra gönderiyoruz.

اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي

Umûm kardeşlerimize binler selâm ve selâmetlerine duâ eden kardeşiniz

Saîdü’n-Nûrsî

Sayfa 409

[328]

Bu sıkıntılı zamanda nefsim sabırsızlıkla beni ta‘cîz ederken, bu fıkra onu tam susturdu, şükrettirdi. Size de fâidesi olur diye leffen takdîm edilen bu fıkra, başımın yanında asılı duruyor.

Ey Nefsim!

1- Yetmiş üç sene, yüzde doksan adamdan ziyâde, zevklerden hisseni almışsın. Daha hakkın kalmadı.

2- Sen, ânî ve fânî zevklerin bekāsını arıyorsun. Onun için onun zevâliyle ağlamaya başlıyorsun. Kör hissiyâtınla bu yanlışının tam tokadını yersin. Bir dakîka gülmeye bedel, on saat ağlıyorsun.

3- Senin başına gelen zulümler ve musîbetlerin altında kaderin adâleti var. İnsanlar, senin yapmadığın bir işle sana zulüm ediyorlar. Fakat kader, senin gizli hatâlarına binâen, o musîbet eliyle seni hem terbiye, hem hatâna keffâret ediyor.

4- Hem yüzer tecrübenle, ey sabırsız nefsim, kat‘î kanâatin gelmiş ki, zâhirî musîbetler altında ve netîcesinde, inâyet-i İlâhîyenin çok tatlı netîceleri var. عَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ çok katʻî bir hakîkati ders veriyor. O dersi dâimâ hâtıra getir. Hem feleğin çarkını çeviren kānûn-u İlâhî, senin hâtırın için o pek geniş kānûn-u kader değiştirilmez.

Emirdağ Lahikası - 2
  • Bu ma‘nevî ve îmânî hakîkat âdetâ tecessüm etti. Müteellim ve muzdarib olan aʻsâbıma merhem ve ilaç oldu. Bu ince hissiyâtımı birden ihtâr edildi ki: “Sana mahsûs bu ince hissini kaleme al. Belki senin gibi bazı bîçârelere bir fâidesi olur.” diye ben de kaleme aldım.

    Sâniyen: Kahraman Tâhirî’nin gönderdiği Hizb-i Kur’âniye ve Nûriye’yi aldık.

    اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي

    Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ eden kardeşiniz

    Saîdü’n-Nûrsî

    (327)

    بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

    اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

    Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

    Evvelân: Bu ciddî zamanda sizinle mulâtafe nev‘inde konuşmak istediğimden, aynı günde latîf, ma‘nîdâr tevâfuklardan birkaç taneyi beyân ediyorum. Dünkü gün Zekâî’nin Asâ-yı Mûsâ’sının tashîhini bitirirken, acele ve tashîhsiz yazdığı için çok yoruldum. Eski talebelerce ma‘lûm bir kāideye binâen mahtûmâne isterim dedim. Ve Küçük İbrâhîm’in gönderdiği Zülfikār’ın tashîhine başladım. Dedim “Bir talebe kitabını bitirse ve başkasına başlasa, bizce bir ziyâfet vermek” kāidesine binâen

Item 1 of 3