Mektub 454

Sayfa 301

Lâhika’ya girsin.

(454)

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ رَمَضَانَ الَّذ۪ي سَبَقَ وَسَيَلْحَقُ

Üstâd-ı Eazz ve Ekremim Efendim Hazretleri,

Hâssaten dest-i ekremîlerini kemâl-i tahassür ve iştiyâkla tekrâr tekrâr öperim. Ve şimdiye kadar îfâ edemediğim tebrîk-i Regāib ve Mi‘râc ve Berâat ve Ramazân-ı Şerîf ve gelecek Leyle-i Kadr ve İyd-i Fıtrı te’hîr ile kusûr ettiğimden, mazhar-ı afv olmamı diler, nice nice bu gibi eyyâm-ı mübârekeye idrâk-i daavât-ı nâçîzânemi arzeyler ve kabulünü kâdıyü’l-hâcâttan tazarru‘ ve niyâz eylerim.

Sevgili Üstâdım, kalb-i hakîrânemden doğan dilekleri ketmetmek elimden gelmiyor. Şöyle ki: Bu bayram ziyâret ve tebrîkini bedenen ve vicâhen îfâ etmem için musırrâne izin ve ruhsat talep ediyor. Cevâben Üstâdımızın ikāmet ettikleri yere değil takip ettikleri nûrlu yola git diyorum. Bu fıkra da pek ziyâde hak ve hakîkatli ise de, cismen rü’yet ve müşerrefiyet ve mazhar-ı iltifât ve inâyet ve beşâret olmaktaki feyz-i bî-nihâye ve intibâh-ı fevkalâde ve irşâd-ı kerîmâne ve hitâbât-ı gālibâneden mütevellid semerât-ı adîde ve fevâid-i kesîre ve menâfi‘-i vefîrelerinin kābil-i inkâr bir kaziye olmadığı, delîle muhtâç

Sayfa 302

bir da‘vâ değildir, cümleleri ile yapılan mukābele karşısında sâkit ve sâmit kalarak اَللَّهُمَّ يَسِّرْ نِيَّاتِنَا وَمَقَاصِدَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا وَاَعْمَالَنَا وَانْصُرْنَا عَلٰي فِرْقَةِ الْمُلْحِد۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُبْتَدِ ع۪ينَ اٰم۪ينَ. يَامُج۪يبَ السَّٓائِل۪ينَ وَيَا خَيْرَ النَّاصِر۪ينَ

Keremkâr Üstâdım, tahdîs-i ni‘met tarîkiyle şu hakîkati i‘tirâf ederim ki: Lisân-ı kudsî ve hitâbât-ı azbü’l-beyânlarından şeref sâdır hikemiyât-ı Kur’âniye ve ma‘rifet-i ezeliye ve i‘câzkâr fermân-ı Nebevî’nin (asm) mahsûl ve netâici olan ve Lâhika’mızı kemâl-i şeref ve zînetle donatan mektûbât-ı fâzilet-meâbîleri, mesleğimizdeki gāye ve âmâlimiz, hakka mukārenet ve ehemmiyet ve savâbiyeti zâhir bir hakîkat yolunda olduğundan, müekked ve müeyyed bir huccet-i kātıa, daha açıkça ta‘bîr-i hatâ değilse, Rahmânî bir radyonun hayret-bahş nidâ ve hakîkat-i emr-i iş‘ârları nûr tâliblerine ve ma‘neviyāt müşterîlerine bilâ-fâsıla yetişip îmânlarını günbegün tecdîd ve tezyîd ve takviye edip, bizim gibi muhtâç ve mücrimler nûr-u Kur’ân’dan alâ-kadri’t-tâka haz ve nasîbimizi alıyor ve müştâk bulunduğumuz nihâyetsiz füyûzâta nâiliyet karşısında kâffe-i Risâle-i Nûr müntesibîni sad hezâr şükür ve îfâ-yı şükrâna medyûn bulunuyoruz. نَشْكُرُهُ وَنَحْمَدُهُ تَعَالٰي وَنَدْعُوهُ اَنْ يُرْشِدَنَا اِلٰي طَر۪يقٍ مُصْتَق۪يمٍ وَكَذَا نَقُولُ وَنَطْلُبُ يَا رَبِّ يَسِّرْمَا نُر۪يدُ اٰم۪ينَ

Şefkatli Üstâdım, sizin cansipârâne irşâdınız ile, mümtâz ehl-i îmânın ihlâslı hâdimleri ve medâr-ı ibtihâc ve iftihârları olan sarsılmaz nûr kahramanlarının

Sayfa 303

ciddi mesâî ve hakîki mücâhedeleri ve meslek ve meşreblerinin hakîkatli yegâne tercümânı bulunan, âlimâne, kâmilâne, hem müdakkikāne yazılan müteaddid takrîznâmelerini, takdîrkâr fıkralarını mütâlaa ettikçe, rûhumun sürûr ve hubûru tezâyüd ve inkişâf ile koltuklarım kabarıyor. Kendi kendime, “Sen sus, sana bedel çok mübârek kardeşler nûrların medh ü senâlarını yapıyorlar, ancak sana teşekkür etmek düşer” diyorum. Var olsun, sa‘yleri meşkûr olsun, Rabbim nihâyetsiz tevfîkâtıyla müşerref eylesin, münâcât-ı hâlisânesiyle iktifâ edip söylemekten ziyâde dinlemeye rağbet ediyorum. Bir zaman evvel kâsır nazarımla vaziyet-i İslâmiyeye baktıkça, acaba cemâat-i İslâmiyenin sükûtu, sukūttan mı neş’et ediyor diye endişe ediyordum. حَمْدًا لِلّٰهِ تَعَالٰي، Risâle-i Nûr peyderpey ehl-i îmânı, İsrâfîl’in (as) sûru mesâbesindeki telkînât ve tenvîrâtıyla ba‘sü ba‘de’l-mevt hâline ifrâğ etti.

İnâyete mazhar Üstâdım, geçenlerde kitablar ve makinemizin müsâderesi, âdetâ i‘câzkâr eserlerin, kendi kendilerini müdâfaa ve muhâkemesi sûretine inkılâb etti. Mütevehhimlerin zu‘m-u fâsidlerince müştâkları bir tehdît ve ta‘rîz ve vehhâmları nûrdan tenfîr ve teb‘îd olduğu hâlde, lutf-u bârî, aksü’l-amel sûretinde tecellî ve tezâhür etti.

Âsâ-yı Mûsâ ve Zülfikār’ın isim ve müsemmâsına mutâbakatla mâhiyet-i İslâmiye ve esâsât-ı îmâniye ve erkân-ı meşrûanın ne kadar yüksek bir derecede mukni‘ ve müdellel ve makbûl usûl ve kavâid-i şer‘iyeyi câmi‘ ve hâvî bulunduğunu yâr ve ağyâr anlayıp

Sayfa 304

gizli a‘daya da parmak ısırttı. Bu eserlere müşterî ve müştâk olanların hakları varmış dedirtti. Hem şimdiye kadar nûrlara bîgâne ve zulümâta göğüs açanlara i‘lâm ve i‘lân vazîfesini bu sebeble yerine getirdi. Okumak emelinde olup da aramak sormakta vehimlenenlere, oh حَصَلَ الْمَطْلُوبُ dedirtti. اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الْغَالِب۪ينَ الْحَاكِم۪ينَ ف۪ي نَهْجِ الْقُرْاٰنِ الْعَظ۪يمِ كَمَا وَفَّقْتَ وَاَيَّدْتَ نَبِيَّكَ الْكَر۪يمَ اٰم۪ينَ اَلْفُ اَلْفِ اٰم۪ينَ

İzzetli Üstâdım, bura nûr santrali Alî Çilingir dâire-i nûrda cihângîr külliyât-ı nûriye mecmûalarının iâde emrini aldığımda, mestûr bir hâlde değil, belki mutantan ve alenî bir sûrette şeref-i Kur’ânî ve meziyet-i nûriyeyi izhâr niyetiyle İnşâallâh 185 cild kitab için birçok adamlar hazırlayıp, her bireri başları üstlerine üçer dörder alarak mecma‘-ı nâstan getirmek ile, kudsiyet-i Kur’âniye ve şeref-i nûrîyi ve elde edilen imtiyâzı hak nâmına bildirmek istiyor. Muvaffakiyet duâsını niyâz eder. اَللّٰهُمَّ يَسِّرْلَنَا بِحَقِّ شَهْرِ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ اٰم۪ينَ

Eğirdir Bedreli

Perişan ve müşevveş kelâmları, kendini bildirmekle kâfî,

imzâya ihtiyâç görmeyen, hizmette çok geri, kusûrda

pek ileri âciz talebeniz…

Sayfa 305

[455]

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelen: Yirmi sahîfe ile sizin tebrîklerinize cevab yazmak hakkınızdır. Fakat pek çok meşgalelerim içinde hâlim müsâade etmediği için gücenmeyiniz. Umûm ve çok tebrîk mektûblarınıza mukābil bütün rûh u cânımızla yine sizin o mübârek gecelerde makbûl duâlarınızı şefâatçi ederek, hem Ramazân-ı Şerîf’inizin tam makbûl olmasını ve hem Leyle-i Kadrinizi seksen sene ibâdet hükmünde olmasını rahmet-i İlâhiyeden niyâz ile bayram-ı şerîfinizi tâife tâife, memleket memleket, birer birer tebrîk ediyoruz.

Sâniyen: Bu def‘a nûrların galebesiyle ve ma‘nevî fütûhâtıyla, müsâdere edilen kitablarınızı Ankara’nın emriyle size iâde etmek, büyük bir fâl-i hayırdır. Ve Risâle-i Nûr’un tam serbestiyetine bir vesîle olduğu cihetle, büyük bir fütûhât ve maslahat-ı nûriye oldu.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ى

Sâlisen: Nûr santrali Mehmed Sabrî’nin güzel, samîmî, hâlis tebrîk mektûbuna bin Bârekallâh ve fıtrî, bana mahsûs nişânı taşıyan o yüksek kardeşimin hâs akrabam içinde yeri var. Ve onların içindedir. Suâline karşı, tevhîd hatmi yetmiş bin, bir celsede olması şart değil.

Emirdağ Lahikası - 3
  • Lâhika’ya girsin.

    (454)

    بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

    وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪

    اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ رَمَضَانَ الَّذ۪ي سَبَقَ وَسَيَلْحَقُ

    Üstâd-ı Eazz ve Ekremim Efendim Hazretleri,

    Hâssaten dest-i ekremîlerini kemâl-i tahassür ve iştiyâkla tekrâr tekrâr öperim. Ve şimdiye kadar îfâ edemediğim tebrîk-i Regāib ve Mi‘râc ve Berâat ve Ramazân-ı Şerîf ve gelecek Leyle-i Kadr ve İyd-i Fıtrı te’hîr ile kusûr ettiğimden, mazhar-ı afv olmamı diler, nice nice bu gibi eyyâm-ı mübârekeye idrâk-i daavât-ı nâçîzânemi arzeyler ve kabulünü kâdıyü’l-hâcâttan tazarru‘ ve niyâz eylerim.

    Sevgili Üstâdım, kalb-i hakîrânemden doğan dilekleri ketmetmek elimden gelmiyor. Şöyle ki: Bu bayram ziyâret ve tebrîkini bedenen ve vicâhen îfâ etmem için musırrâne izin ve ruhsat talep ediyor. Cevâben Üstâdımızın ikāmet ettikleri yere değil takip ettikleri nûrlu yola git diyorum. Bu fıkra da pek ziyâde hak ve hakîkatli ise de, cismen rü’yet ve müşerrefiyet ve mazhar-ı iltifât ve inâyet ve beşâret olmaktaki feyz-i bî-nihâye ve intibâh-ı fevkalâde ve irşâd-ı kerîmâne ve hitâbât-ı gālibâneden mütevellid semerât-ı adîde ve fevâid-i kesîre ve menâfi‘-i vefîrelerinin kābil-i inkâr bir kaziye olmadığı, delîle muhtâç

Item 1 of 5