(231)
Aşağıya yazılan parçayı mübârek Üstâdımız Emirdağı’nda Ceylan’a yazmış. Ceylan da berây-ı ma‘lûmât bize göndermiş. Biz de Lâhikalarımıza kaydederek size gönderiyoruz.
Ceylan, Nazîf’e yaz ki: Bin veya beş yüz nüsha yeter. Fazla olsa şimdilik münâsib değil. Hem Isparta’da aynen beş yüz nüsha makine ile yazmaya başlamışlar. Hem Husrev ve Tâhirî gibi zâtların kuvvetli ve dikkatli ve güzel kalemleri İnebolu’ya gelemez. Isparta muhîtinde nûrların tashîhli nüshaları ve çok dikkatli şâkirdleri var. Herhâlde meşveretle ve teennî ile hareket etmek ve çoklukla değil, belki sıhhatli ve yanlışsız olmasına ehemmiyet vermek lâzımdır.
س٭ع
*
* *
Lâhika’ya; Husrev’in mektûbudur.
(232)
بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz, çok Mübârek, çok Kıymetdâr, çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Arz-ı ta‘zîmât ve takdîm-i ihtirâmât ile hâtır-ı şerîflerinizi suâl eder, sıhhat ve
âfiyetinize duâ ederiz. Yine her vakit olduğu gibi bu def‘a da huzûr u sükûnunuzu bütün bütün ihlâl eden ve hiç yoktan sebebsiz on def‘adan fazla hükûmete celbedilmeniz hâdisesine son verilmek üzere (Emirdağı kardeşlerimize hitâben yazılmış) acıklı bir pusulanız ile birlikte sevgili Üstâdımıza ve nûrlara yapılan bu tahkîrkârâne ihânet ve şetimlerinin cezâsı olarak bir gecede dört def‘a şiddetli gelen zelzele ile, Risâle-i Nûr’un ta‘tîline rızâ göstermeyen ve sevimli müellifinin hiçbir tevbîh ve tahkîre hedef olmasına müsâade etmeyen inâyet-i İlâhiye yalnız Emirdağı’nda değil, silsilevârî alâkadâr olan Afyon ve Ankara da dahil olmak üzere zâlimleri korkutması ve titretmesi ile, Risâle-i Nûr’un bir vesîle-i def-i belâ olduğunu tekrâr gösterdiğini bildiren acıklı bir mektûbunuzu ve berâberinde Emirdağı zâbıtasıyla bir hasbihâlinizi ve kaymakamın cebrî emriyle sevgili Üstâdımızı hükûmete istemeleri üzerine onlara söylediğiniz ifâdelerinizi aldık.
İki gün sonra çok uzaklardan sevgili Üstâdımızla görüşmek için gelen ve zarûretle görüşmeden giden zâtların, sûrî bir saat sohbete mukābil, Asâ-yı Mûsâ ile bir sene ma‘nevî sohbet etmeleri, hem müellifinin en ince hissiyât ve latîfeleriyle en yüksek ve en dakîk hakîkatleri en nûrânî ve en nâfiz ve en ulvî makāmdan aldığı dersi müstefîdâne dinlemelerinin ehemmiyet ve kıymetini çok güzel bir sûrette îzâh eden; ve sevgili mübârek Üstâdımızın müdâfaâtındaki
zelzelelerle alâkadâr olan ve şiddetli olduğu hâlde zararsız geçen bu dört zelzelenin bir hikmeti, mübârek Üstâdımızı tekrâr cebren hükûmete götürmek için emir alıp sevgili Üstâdımızın kapısına gelen bir onbaşı ile bekçilerin (Sevgili Üstâdımız kendi kapılarını kilitlemeleri üzerine) “Biz vazîfemizden isti‘fâ ederiz. Bu kapıyı kırmayız” deyip geri dönüp gitmeleri ve sevgili Üstâdımızı daha çok rencîde etmemeleri gösterilen; ve eğer bu maddeten küçük Medrese-i Nûriye’nin kapısı kırılsa idi, Denizli hapsinde gelen zelzeleler gibi dehşetli zelzeleler ile inâyet ve rahmet-i İlâhiye imdâda geleceği tebşîr edilen; sabır ve tahammülde, temkîn ve sükûnda hârika metânet gösteren sevgili Üstâdımıza bu hâl-i esefin şimdiye kadar gördüğü işkence azâblardan daha çok ağır geldiğini ve fakat nûr ve Nûrcuların hâtırları için sükûnetin kat‘î lüzûmu, sevgili mübârek Üstâdımızı teskîn ettiğini iş‘âr eden; ve Sava kahramanlarından Nûrcu Marangoz Ahmed’in sevgili Üstâdımız için Dâvrâz Dağı’nın başında uhrevî bir menzil yapmak arzusundaki mektûbunun ba‘de’t-tashîh ve ta‘dîl Lâhikalarımıza kaydedilmesi hakkındaki bir diğer hüzünlü mektûbunuzu aldık. Hepsini de birlikte, Marangoz Ahmed’in mektûbunu da tashîh ve ta‘dîl ederek Lâhikalarımıza kaydedip arkadaşlarımıza tamâmen gönderdik.
Azîz ve mübârek Üstâdımız bu hüzünlü ve elemli yazılarınız bizi de pek çok muzdarib bir hâlde bırakmış. Fakat inâyet-i İlâhiyenin yâr olup yardıma koşması ve sevgili
Üstâdımızın izzet ve şerefini, haysiyet ve refahını çok def‘alar bizim için terkederek, bu kadar gadirli, işkenceli azâbları hazmetmesi, bizi çok şükrettirdi. Ve sevgili mübârek Üstâdımızın sabır ve tahammülde daha çok metîn olmaları için duâ ettirdi.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي
Kusûrlu talebeniz Husrev
[233]
بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ شَهْرِ رَمَضَانَ
Azîz, Sıddîk, Fedâkâr Kardeşlerim,
İnebolu kahramanlarının tebrîk mektûblarında iki tevâfuk ve iki kuşun garip ziyâretleri çok ma‘nîdârdır. Evet, benim bir tek mektûbumu yazan bir tek adamı hükûmetçe araştırması ve ehemmiyetle bakması bir tazyîk zamanında, şahsımdan binler derece daha ziyâde konuşan ve te’sîrli ders veren Risâle-i Nûr’un Zülfikār-ı Mu‘cizât’ın bin nüshaları ve bin dille ve binler mektûbâtıyla şimdiye kadar çok rakîbleri bulunan ve ta‘kîb edilen ve mümâşâta tenezzül edemeyen Ahmed Nazîf’in kalemiyle serbest ve mümânaât görmeden yazılmasına, değil yalnız kuşlar, belki melekler ve rûhanîlerden bir kısım temessül edip bu hârika muvaffakıyeti tebrîk etseler, yine çok değil. Biz dahi