Yükleniyor...
Risale-i Nur
Dil

( اِهْدِنَا ) “Hidâyeti taleb etmekle iâneyi istemek arasında ne münâsebet vardır?” Evet, biri suâl, diğeri cevab olduklarından birbiriyle bağlanılmıştır. Şöyle ki: نَسْتَع۪ينُ ile iâne taleb edilirken, makam iktizâsıyla, “Ne istiyorsun?” diye vârid olan mukadder suâl ( اِهْدِنَا )ile cevablandırılmıştır. ( اِهْدِنَا ) ile istenilen şeylerin hem ayrı ayrı, hem müteaddid olması ( اِهْدِنَا )ma‘nâsının da ayrı ayrı ve müteaddid olmasını îcâb eder. Sanki ( اِهْدِنَا ) dört masdardan müştâktır. Meselâ, bir mü’min hidâyeti isterse, ( اِهْدِنَا ) sebat ve devam ma‘nâsını ifade eder. Zengin olan isterse ziyâde ma‘nâsını, fakir olan isterse i‘tâ ma‘nâsını, zayıf olan isterse iâne ve tevfîk ma‘nâsını ifade eder. Ve kezâ, “Her şeyi halk ve hidâyet etmiştir” ma‘nâsında bulunan خَلَقَ كُلَّ شَئٍ وَ هَدٰي hükmünce, zâhirî ve bâtınî duygular, âfâkî ve hâricî deliller, enfüsî ve dâhilî burhânlar, peygamberlerin irsâliyle, kitapların inzâli gibi vâsıtalar i‘tibâriyle de hidâyetin ma‘nâsı taaddüd eder.

İhtâr: En büyük hidâyet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir. اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَآ اِتِّبَاعَهُ وَ اَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَآ اِجْتِنَابَهُ اٰمي۪نَ

اَلصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ Sırât-ı müstakîm, şecâat, iffet, hikmetin mezcinden ve hulâsasından hâsıl olan adl ve adâlete işarettir. Şöyle ki: Tagayyür ve inkılâb ve felâketlere ma‘rûz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi, menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behîmiye; ikincisi, zararlı şeyleri def‘ için kuvve-i sebûiye-i gadabiye; üçüncüsü, nef‘ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyîz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.

Lâkin insandaki bu kuvvetlere şerîatça bir had ve bir nihâyet ta‘yîn edilmiş ise de, fıtraten ta‘yîn edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin her birisi tefrît, vasat, ifrât nâmıyla üç mertebeye ayrılırlar.