Yükleniyor...
Risale-i Nur
Dil

veledi için fedâ eder. Hatta vâlideliğin en basit ve en ednâ derecesinde olan korkak tavuk, o şefkatin küçücük bir lem‘asıyla yavrusunu müdâfaa için ite atılır, aslana saldırır. İşte böyle muhterem ve muazzez bir hakîkati taşıyan bir vâlideyi veledinin malından mahrum etmek, o muhterem hakîkate karşı ne kadar dehşetli bir haksızlık, ne derece vahşetli bir hürmetsizlik, ne mertebe cinâyetli bir hakāret ve arş-ı rahmeti titreten bir küfrân-ı ni‘met ve hayat-ı ictimâiye-i beşeriyenin gayet parlak ve nâfi‘ bir tiryâkına bir zehir katmak olduğunu, insaniyetperverlik iddiâ eden insan canavarları anlamazlarsa, elbette hakîkî insanlar anlar. Kur’ân-ı Hakîm’in فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ hükmünü, ayn-ı hak ve mahz-ı adâlet olduğunu bilirler. اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي

ON İKİNCİ MEKTUB

بِاسْمِه۪ وَاِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ عَلٰي رُفَقَٓائِكُمْ

Azîz kardeşlerim, O gece benden suâl ettiniz. Ben cevabını vermedim. Çünki mesâil-i îmâniyenin münâkaşa sûretinde bahsi câiz değildir. Siz münâkaşa sûretinde bahsetmiştiniz. Şimdilik bu münâkaşanızın esası olan “Üç Suâlinize” gayet muhtasar bir cevab yazıyorum. Tafsîlini Eczâcı Efendi'nin isimlerini yazmış olduğu Sözler’de bulursunuz. Yalnız kader ve cüz’-i ihtiyârîye âit Yirmi Altıncı Söz hatırıma gelmemişti. Size söylememiştim. Ona da bakınız. Fakat gazete gibi okumayınız. Eczâcı Efendi'nin o Sözler’i mütâlaa etmesini havâle ettiğimin sırrı şudur ki: O çeşit mes’elelerdeki şübheler, erkân-ı îmâniyenin zaafından ileri geliyor. O Sözler ise, erkân-ı îmâniyeyi tamamıyla isbat ederler.

Birinci Suâliniz: Hazret-i Âdem’in (as) cennetten ihracı ve bir kısım benî-âdemin cehenneme idhâli ne hikmete mebnîdir?Elcevab: Hikmeti tavzîftir. Öyle bir vazîfe ile me’mur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkiyât-ı