Yükleniyor...
Risale-i Nur
Dil

Diğer adam ise mü’mindir. Cenâb-ı Hâlik’ı tanır, tasdîk eder. Onun nazarında şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân,bir ta‘lîmgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydân-ı imtihân-ı ins ve candır. Bütün vefeyât-ı hayvâniye ve insaniye ise terhîsâttır. Vazîfe-i hayatını bitirenler bu dâr-ı fânîden, ma‘nen mesrûrâne dağdağasız bir âleme giderler. Tâ yeni vazîfedârlara yer açılsın. Gelip çalışsınlar. Bütün tevellüdât-ı hayvâniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazîfe başına gelmektir. Bütün zîhayat birer muvazzaf, mesrûr asker; birer müstakîm, memnun me’murlardır. Bütün sadâlar ise, ya vazîfe başlamasındaki zikir ve tesbîh; ve paydostan gelen şükür ve tefrîh; veya işlemek neş’esinden neş’et eden nagamâttır. Bütün mevcûdât, o mü’minin nazarında Seyyid-i Kerîm’inin ve Mâlik-i Rahîm’inin birer mûnis hizmet­kârı, birer dost me’muru, birer şirin kitabıdır. Daha bunun gibi pek çok latîf, ulvî ve lezîz, tatlı hakîkatler îmânından tecellî eder. Tezâhür eder. Demek îmân, bir ma‘nevî tûbâ-yı cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise, ma‘nevî bir zakkūm-u cehennem tohumunu saklıyor.Demek selâmet ve emniyet, yalnız İslâmiyet’de ve îmândadır. Öyle ise biz dâimâ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰي د۪ينِ الْأِسْلَامِ وَ كَمَالِ الْأ۪يمَانِ

demeliyiz.

ÜÇÜNCÜ SÖZ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا

İbâdet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefâhet, ne büyük bir hasâret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle: Bir vakit iki asker uzak bir şehire gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler. Tâ yol ikileşir. Bir adam orada bulunur. Onlara der: “Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaati olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi kısa ve uzunlukta birdirler.